Acun Ilıcalı, Hull City’nin grisine Akdeniz güneşi getirdi
Hull City-Manchester United maçında gözüm Yunan kaleci Konstantinos Tzolakis’e takıldı. Rakibiyle oynayan, gülen, meydan okuyan, kendine güvenen bu genç kaleciyi izlerken bir gece önce futbolcularla aynı masaları paylaştığımız Güney İtalyan restoranı Santi’s geldi aklıma. Bir Türk patron, Yunan kaleci, Balkanlardan gelen teknik direktör, dünyanın dört bir yanından futbolcular ve peşlerinden başka şehirlere bile taşınan pesto soslu makarna alışkanlığı… İngiltere’nin gri liman şehri Hull’da galiba yeni bir kültür doğuyor.

Toygun ATİLLA
Dün Hull City-Manchester United maçını izlerken gözüm zaman zaman futboldan çok bir adama takıldı.
Hull City’nin kalesindeki Yunanlıya…
23 yaşındaki Konstantinos Tzolakis.

İtiraf edeyim, uzun zamandır bir kaleciyi bu kadar keyifle izlememiştim.
Sadece kurtardığı toplardan söz etmiyorum.
Adam kalede eğleniyor.
Rakiple konuşuyor.
Üzerine gelen futbolcunun gözünün içine bakıyor.
Bazen gülümsüyor.
Bazen rakibinin sinir uçlarına dokunuyor.
Bütün bunları yaparken kontrolünü bir an bile kaybetmiyor.
Kendine güveni olağanüstü.
Manchester United gibi bir dünya devine karşı, Premier Lig’deki ilk maçında sanki yıllardır o kalede oynuyormuş kadar rahattı.
Bir ara kendi kendime, “Ben bu adamı bir yerden tanıyorum” dedim.
Elbette Tzolakis’i daha önce tanımıyordum.
Karakterini tanıyordum.

BİZ AKDENİZLİLER BİRBİRİMİZİ TANIRIZ
Hırslı.
Duygulu.
Muzip.
Biraz meydan okuyan.
Oyunun içinde eğlenmeyi bilen ama iş ciddiye bindiğinde yüzündeki gülümsemeyi bir anda silebilen…
Akdeniz insanıydı.
Yani bize hiç yabancı değildi.
Sonra aklıma bir gece önce yediğimiz akşam yemeği geldi.
Fark ettim ki benim için Hull’daki Akdeniz hikayesi aslında Tzolakis’le başlamamıştı.
Bir İtalyan lokantasında başlamıştı.
HULL’UN GRİSİNDE KÜÇÜK BİR GÜNEY İTALYA

Hull, bir Akdeniz insanının kolay alışabileceği bir şehir değil.
İngiltere’nin kuzeyinde bir liman şehri.
Sokaklar özellikle akşamları sessizleşiyor.
Hava yılın önemli bölümünde kapalı.
Yağmur hayatın doğal parçası.
Gökyüzü çoğu zaman gri.
Güneşi gördüğünüzde kıymetini anlıyorsunuz.
İstanbul’dan, Atina’dan, Napoli’den, Split’ten geliyorsanız bu iklime alışmanız herhalde biraz daha zor.
Fakat Hull’un o gri dünyasının içinde küçük bir sıcak ada var.
Adı Santi’s.
Önünde durduğunuzda bile hikâyesini anlatıyor.
Kırmızı tuğlalı tipik bir İngiliz binası…
Altında siyah bir tabela:
SANTI’S

Hemen yanında da:
“Southern Italian Bar & Kitchen.”
Güney İtalyan mutfağı.
Yani Akdeniz.
MAÇTAN BİR GECE ÖNCE SANTI’S’DE
Manchester United maçından bir gece önce Santi’s’de akşam yemeğindeydik.
Etrafıma baktığımda ilginç bir manzarayla karşılaştım.

Hull City Teknik Direktörü Sergej Jakirovic ve Patronlar Dünyası Baş Küratörü Toygun Atilla.
Hull City futbolcuları da oradaydı.
Başka bir masada teknik direktör Sergej Jakirović, ailesi ve arkadaşlarıyla yemek yiyordu.
Bir süre sonra Acun Ilıcalı da kendi misafirleriyle geldi.
Meğer Santi’s hem Acun’un hem de Hull City futbolcularının Hull’daki favori adreslerinden biriymiş.
Bir İngiliz şehrinin ortasında, Premier Lig’in ilk maçına saatler kala küçük bir Akdeniz buluşması gibiydi.
Merak ettim. Son 4 yıldır bütün mesaisini Hull City’e ve futbolculara harcayan güler yüzlü, sempatik Ali Yeşilay’a sordum, “Futbolcular en çok ne yiyor?”
Cevap futbol dünyasının milyon sterlinlik transferleri düşünüldüğünde şaşırtıcı derecede sadeydi: “Pesto soslu makarna.”

FUTBOLCULARIN PEŞİNDEN GİDEN PESTO
Hatta anlatılan daha da hoşuma gitti.
Futbolcular pesto soslu makarnaya öylesine alışmışlar ki takım başka bir yere gittiğinde de aynı şeyi istiyorlarmış.
Bir anlamda pesto artık onların peşinden seyahat ediyormuş.
İşte futbolun insani tarafı biraz da burada başlıyor.
Biz dışarıdan transfer bedellerini konuşuyoruz.
Bonservisleri…
Maaşları…
Primleri…
Milyon sterlinleri…
Oysa başka bir ülkeden gelen 20-25 yaşındaki bir çocuk için hayat bazen çok daha basit şeylerden oluşuyor.
Tanıdığı bir yemek.
Sevdiği bir masa.
Kendisini rahat hissettiği bir restoran.
Güler yüzlü insanlar.
Önüne geldiğinde kendisini biraz daha evinde hissettiren bir tabak makarna.
Belki Santi’s bu yüzden Hull City futbolcuları için yalnızca yemek yedikleri bir restoran değil.
Gri bir İngiliz şehrinde buldukları küçük bir Akdeniz.
ERTESİ GÜN KALEDE BİR YUNANLI VARDI

Ertesi gün stadyumdaydık.
Karşımızda Manchester United.
Hull City dokuz yıl sonra yeniden Premier Lig’de.
Ve kalede Tzolakis.
Olympiakos’tan gelen genç Yunan kaleci Hull’un yeni döneminin en önemli transferlerinden biri.
Onu izlerken bir gece önceki Santi’s masaları tekrar gözümün önüne geldi.
Çünkü bu kez mesele bana yalnızca futbolcuların milliyetleri gibi görünmemeye başlamıştı.
Ortada başka bir şey vardı.
Kültürlerin birbirine karışması.
BİR TÜRK, BİR YUNAN, BİR İSKOÇ VE DİĞERLERİ

Hull City’nin kadrosuna bakınca bunu daha iyi görüyorsunuz.
Kulübün sahibi Türk: Acun Ilıcalı.
Kalede Yunanistan’dan: Konstantinos Tzolakis.
Takımın 9 numarası İngiltere’de doğmuş ama İskoçya Milli Takımı’nı seçmiş: Oli McBurnie.
Fransa’dan: Lucas Gourna-Douath.
Belçika’dan: Eliot Matazo.
Ekvador’dan: Óscar Zambrano.
Cezayir’den: Mohamed Belloumi.
Kanada’dan: Liam Millar.
Teknik direktör Sergej Jakirović ise Bosna-Hersek doğumlu, Hırvat futbol kültüründen gelen bir isim.
Burası İngiltere.
Hull City soyunma odasının kapısını açtığınızda ise karşınıza küçük bir dünya haritası çıkıyor.

ACUN HULL’U İNGİLİZLEŞTİRMİYOR
Acun Ilıcalı’nın Hull City’de yaptığı en ilginç işlerden biri burada.
Bir İngiliz kulübünü satın aldı ama İngiliz gibi olmaya çalışmadı.
Kendi karakterini de kapının dışında bırakmadı.
Acun Akdenizli.
Konuşuyor.
Gülüyor.
İnsanlarla temas ediyor.
Oyuncusuyla arasına duvar örmüyor.
Taraftarla yan yana geliyor.
Maçtan önce heyecanını, maçtan sonra sevincini saklamıyor.
İngiliz futbolunun yüzyıllık geleneklerini değiştirmeye çalışmıyor.
O geleneğin içine başka bir sıcaklık katıyor.
Hull’u İngiliz olmaktan çıkarmadan dünyaya açıyor.
O dünyanın içinde Akdeniz’in yeri biraz daha fazla hissediliyor.

ŞEHRİN İKLİMİNİ DEĞİŞTİREMEZSİNİZ
Bir futbol kulübüne dünyanın dört bir yanından oyuncu getiriyorsanız mesele yalnızca iyi futbolcu bulmak değildir.
O insanların yaşayabileceği bir dünya da yaratmanız gerekiyor.
Hull’un iklimini değiştiremezsiniz.
Yağmura “yağma” diyemezsiniz.
Bulutları dağıtamazsınız.
Akşam olduğunda sessizleşen sokakları İstanbul gibi kalabalıklaştıramazsınız.
Ama…
İnsanların yaşadığı atmosferi değiştirebilirsiniz.
Bir futbolcunun kendisini yabancı hissetmediği bir ortam yaratabilirsiniz.
SONRA TOP TZOLAKIS’E GELİYOR
Manchester United maçında Tzolakis’i izlemeye devam ettim.
Rakibine bakıyor.
Konuşuyor.
Biraz sinir ediyor.
Biraz eğleniyor.
Gülümsüyor.
Sonra top geliyor.

Bir anda yüzündeki gülümseme kayboluyor.
İşini yapıyor.
O an yeniden bir gece öncesini düşündüm.
Kırmızı tuğlalı İngiliz binasının altındaki Güney İtalyan lokantasını…
Pesto soslu makarna yiyen futbolcuları…
Balkanlardan gelen teknik direktörü…
Yunan kaleciyi…
Ve bütün bunları bir İngiliz liman kentinde aynı hikâyenin içine sokan Türk patronu.
Sonra Hull’a baktım.
Gökyüzü yine bildiğiniz İngiliz gökyüzüydü.
Hull’un havası hâlâ gri olabilir.
Ama Hull City’nin içine biraz güneş girmiş.
O güneşin nereden geldiğini biz Akdenizliler iyi biliriz.
patronlardunyasi.com















